Uncharted: Golden Abyss incelemesi (PS Vita)

Uncharted: Golden Abyss incelemesi (PS Vita)

2007’ye baktığımızda, ortalamanın altında bir dizi çevrim ile ve daha az diğer oyunla boğuşan PS3 için ‘Uncharted: Drake’s Fortune’ son derece önemli bir marka olarak görülüyordu. Harika bir hikaye ve fantastik grafilerin birleşimi, oyuncunun çok çabuk empati kurabileceği karakterler, pek çok kişinin övgüsünü ve kalbini kazandı ve PS3’ün donanımının doğru bir tercih olduğunu kanıtladı.

Şimdi Nate için sıra yine bir adım öne atılmak ve PlayStation Vita’nın Şubat’ın 22’sinde galibiyet için tekrar ortaya çıkacağını tüm dünyaya göstermek.

Bend Studio tarafından geliştirilen Golden Abyss, Nate’in, ona eski kalıntıları göstermek konusunda pek hevesli  dostu Dante tarafından Güney Amerika yağmur ormanlarına doğru yönlendirilmesiyle başlıyor. Şüpheliler daha erken yetişince, Dante ikiliye sizi direkt kazı alanının kapısına götürmek yerine, dağlardan geçen turist yolundan gitmeleri konusunda ısrar ediyor. İnsan ister istemez onların belki de izinsiz giriş yaptıkları hissine kapılıyor.

Hikayede olacak olayları açıklayıp zevkinizi daha fazla kaçırmadan şunu söyleyebiliriz ki, bir noktadan sonra olaylar arkadan bıçaklamaların, güçlü bir kadın karakterin, kötü bir baş düşmanın ve elbette bulunmayı bekleyen hazinelerin de eklenmesiyle birlikte klasik kaotik Uncharted çizgisine oturuyor. Hikaye gerçekten sürükleyici ve eğlenceli ve oyunu oynarken kendimi sürekli bir sonraki ara sahnenin geleceği anı beklerken bulduğumu söylemeliyim.

Elbette grafiklerinden bahsetmeden Golden Abyss’den tam anlamıyla bahsetmiş sayılamayız. Basitçe söylemek gerekirse, oyun kesinlikle bazı şoke edici manzaraya sahip. Öyle ki bu anlara denk geldiğimde o an ne yapıyorsam bırakıp sadece etrafa göz gezdirme isteği duydum. Bu tür oyunlar, aslen görüntü yakalama seçeneğinin kullanılması için yapılmışlardır, öyle ki kendinizi insanlara yapraklar arasından süzülen ışığın küçük değişimlerini ya da sonsuza kadar akacakmış gibi görünen bir şelaleyi göstermek zorunda hissediyorsunuz.

Yapımcılar karakter modellerini olabildiğince güzel göstermek için yeteneklerini yanı sıra sevgilerini de eklemişler oyuna ve bu oyunun hanesine bir diğer artı olarak ekleniyor. Ara sahneler, hareket yakalama tekniğinin de başarılı kullanımı ile birlikte konsolda gördüğümüz Uncharted oyunları kadar güzel görünüyor. Sesler de aşırı derecede başarılı ve ses çalışması en yüksek kalitede.

Oyunun eksilerini düşündüğümde ise bulabildiklerim sadece ekranda çok fazla aksiyon olduğunda kare saniye oranının düşmesi ve sizin de çoktan bildiğiniz üzere oyunun Vita’nın doğal çözünürlüğünde çalışmaması.

Oyun boyunca beni en çok şaşırtan olay ise, hem ses hem de görüntü açısından, oyun çıkmadan önce alışık olduğumuz ve sevdiğimiz tüm zeka ve espri anlayışının çok başarılı bir biçimde küçücük Vita hafıza kartına sığdırıldığını görmek oldu. Nate’in iğneleyici hazırcevap tavrı ve arsız sırıtışı, bir olay için “onun söylediği buydu” esprileri, hepsi yerli yerinde. Bu oyunun kırpılıp Uncharted-lite’e dönüştürülmesi değil tam tersine asıl olayın ta kendisi. Sadece bu sefer yolda da oynanabiliyor.

Vita ile ilgilenen herkes cihazın isteğe bağlı çoklu kontrol mekanizmasını biliyordur ve gözlemlediğimiz kadarıyla bu mekanizmaların hepsi Golden Abyss’de kendilerine yer bulmuş durumdalar fakat sonuçlar doğal olarak çok çeşitli tepkiler veriyor. İplere arkadaki dokunmatik alanı kullanarak tırmanmak sezgisel ya da önemli hissettirmiyor ve bunu yapmak için çoğu zaman eski moda güzel tuş takımını kullandım ve oyunu bu şekilde oynadım. Fakat bir uçurumdan yukarı tırmanırken ya da aşağı inerken ekrandaki yolu izlemek hem hızlı hem de kullanışlı ve kendimi sıklıkla kullanırken bulduğum bir özellikti.

Birebir mücadelede de dokunmatik ekrana geçiyor kontroller. Bir düşmana yeterince yaklaştığınızda ekranda bir yumruk simgesi beliriyor ve eğer görülmemeyi başarırsanız rakibinizi gizlice öldürebilme fırsatı yakalayabiliyorsunuz ki bu hareket şimdiye kadar duyduğum en irkiltici boyun kırma seslerinden biriydi.

Eğer fark edilirseniz ekrana uygun işaret çıktığında hızlıca ya da normal hızda basmanızı gerektiren bir mini oyuna geçiyor oyun. Bu mini oyunu devre dışı bırakmanın yani siz kendinizi savunmaya çalışırken başka bir düşmanın gelip sizi kolayca öldürebilmesi nedeniyle bu sistemi hiç kullanışlı bulmadığımı belirtmeliyim. Bu arada şahsen çok da başarılı işlediğini düşünmediğim görece uzun süren ana düşman savaşlarını da bu şekilde birkaç mini oyun şekline dönüştürülmüşler.

Oyunu oynarken en çok kullandığım kontroller ise nişan alma ayarı oldu. Çok kullanışlı otomatik nişan alma sistemine rağmen, oyuna ilk başladığımda nişan almayı nasıl kaybettiğimi bir türlü çözemedim. Çevremde oyunu oynayanlara sorduğumda ise “hareket kontrolünü kullan” cevabını aldım ve bu sistem oynanışta devasa bir değişim yarattı.

Yapmanız gereken analog kolu kullanarak Nate’i düşman ile aynı yöne çevirmeniz ki bu yönde silahı biraz havaya kaldırırsanız oto-nişan devreye giriyor. Sonrasında tek yapmanız gereken Vita’yı aşağı, yukarı, sağa, sola hareket ettirmek. Bu sayede nişan işareti o kadar pürüzsüz bir biçimde hareket ediyor ki, çok rahat bir biçimde ‘headshot’ yapabiliyorsunuz. Kulağa çok detaycı gelse de birkaç deneme sonunda tamamen içgüdüsel hale geliyor ve oyun boyunca birkaç yüz ‘headshot’ ile bitirdim oyunu.

Hareketle kontrolün pek çok öğesini devre dışı bırakırsanız çok değersiz hale gelecektir.

Uncharted 2 ve 3 çıtayı daha büyük ve daha etkileyici set parçaları ile arttırırken Golden Abyss, orijinal Uncharted’ın kitabından bir sayfa ile birlikte geliyor. Bu oyun ortaya çıkarılmayı bekleyen zengin bir koleksiyon ile daha çok keşfetme ve bulmacalar ile ilgili. Aynı zamanda karakalem çizimlerin de yapılabileceği ve fotoğrafların çekilebileceği özel bölümler bulunuyor oyunda. Tüm bunlar ekstra gizemleri aydınlatacak.

Sonlara doğru bir nebze angarya havası verse de, akın eden düşman dalgaları ile diğer Uncharted oyunları ile kıyaslanamayacak bir zorluk seviyesine ulaşılmış durumda. Oyun ne parkta dolaştığınız bir havada geçiyor ne de yenilmez düşmanların sizi çıldırttığı bir havaya giriyor. Bu açıdan zorluk dengesi çok güzel ayarlanmış durumda.

Kabul etmeliyim ki başta Vita’da geçecek bir Uncharted oyununa çok gerilmiştim. Bundaki temel sebep kesinlikle Bend Studio’nun kabiliyetine olan inancımdaki bir azalma değil, daha çok, böyle büyük beklentilere sahip bir oyunun altından Vita’nın kalkıp kalmayacağından kaynaklanıyordu. Şu anda sadece sözlerimi değil, Golden Abyss pastasından büyük bir dilimi de yiyorum.
Daha önce de söylediğim gibi Uncharted: Golden Abyss, 10 saatten fazla Uncharted macerası vaat eden çok başarılı bir oyun. Vita’nın çıkış oyunları gayet güçlü fakat Golden Abyss kesinlikle bu oyun kümesinin en üstünde yer alıyor.

Artılar:

  • Sesler ve grafikler çok görkemli
  • Her anlamda tam bir Uncharted oyunu olmuş ve taşınabilir
  • Dokunmatik ekranın / hareket kontrolünün akıllı biçimde kullanıldığı yerler
  • Büyük oranda keşfetmeye odaklanmış olması
  • Toplanacak çok fazla hazine var

Eksiler:

  • Kare oranı zaman zaman tekliyor
  • Birebir mücadele beklenen etkiyi uyandırmıyor
  • Bazı mini oyunlar gereğinden fazla uzun olmuş
  • Son bölümdeki bazı bölümler angarya gelebilir

 

Yorumlar (0)

Bir Cevap Yazın