Homefront: The Revolution İnceleme

Homefront: The Revolution İnceleme

Direnişçilerin zorlu mücadelesi.

[buy_game url=”https://voidu.com/game/homefront-the-revolution” baslik=”Homefront: The Revolution – Freedom Fighter Bundle, 179 liradan Voidu’da satışta!” resim=”https://s3.eu-central-1.amazonaws.com/voidu/cdn/large_pg6Sv7fquqCxXm6AexR5NAaDAFfvOWH5.jpg”]

Homefront serisinin ikinci oyunu olan Homefront: The Revolution, bir çok kez ertelenip el değiştirme süreçlerinden geçtikten sonra sonunda bizlerle buluştu. İlk oyun ile ortalama üstü bir hikaye ve vasat çoklu oyuncu moduyla oyunculara kapılarını açık bırakan FPS oyunu bu sefer de bizi açık dünyası ile Philadelphia sokaklarına davet ediyor. Peki, Deep Silver‘ın dağıtımını yapıp Dambuster Studios‘un geliştirdiği oyun beklenilenleri karşılayabiliyor mu veya en baştan beklenmeyi hak ediyor muydu? Bu sorulara incelememizde yanıt bulmaya çalışacağız.

20160521052252_1

Siviller ile birlikte olduğunuz bölge.

İncelemeye başlamadan önce Homefront: Revolution‘ın 17 Haziran 2016‘da Amerika’da oynanmaya başlayıp Avrupa çıkışının bir süre ertelendiğini belirtmek isterim. Bu politikayı daha önce izleyen bazı firmaların pek iyi bir geri bildirim almadığını düşünürsek bu açıdan dağıtımcı Deep Silver‘ın oyuncuları neden beklettiğini merak etmiyor değilim.

Savaş konusu barındıran oyunların, PC ve konsollara her köşeden saldırdığı günümüzde Homefront: The Revolution hatırı sayılır derecede farklı bir konu sunarak bizi alternatif bir Amerika’ya götürüyor. Amerika, halkını geçindiremeyecek kadar kötü bir durumdadır. Açlık ve isyanlar her koldan bastırır. Ülke baş edilemeyecek bir durumdayken de birleşmiş Kore, Amerika’nın yardımına koşar. İlk bakışta yardımda bulunma amacı ile görülen Kore teknolojide ilerlemiş olduğundan daha önce Amerika’ya sattığı bütün teknolojik aletleri kullanıma kapatır ve fırsattan istifade ordusunu da Amerika’ya çıkarır ve Amerika daha da kötü bir hale doğru sürüklenir.

Konu bakımından aksiyon severlerin ilgisini çekebilecek Homefront: The Revolution potansiyeli yüksek bir dünya sunuyor. Oyunun en başındaki olaylar nedeniyle sizi bir hayli geriyor ve hatta yok artık dedirtebiliyor. Oyun sizi sağlam bir giriş ile karşılasa da oyun açılmaya başladığında bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başlıyorsunuz. Oyundaki açık dünya kendi içerisinde kırmızı, sarı ve yeşil olarak bölgelere ayrılmış ve her biri kısmen farklı bir oynanış sunuyor. Kırmızı bölgede oyunun daha bir aksiyon ve koş öldür ritmine giriyorsunuz. Sarı bölgede ise şehrin canlı olduğu mekanlardasınız yani bu bölgede siviller de bulunuyor. Bu yüzden gizlilik daha bir ön planda. Yeşil bölge ise Koreli İnsanların Ordusu (KPA) tarafından tamamen kontrol altında tutuluyor.

20160521100821_1

Ham maddelerle kendi bombalarınızı yapabiliyorsunuz.

Öncelikle silahlar ve ekipmanlardan bahsedelim. Oyundaki silahlar istila edilmiş bir ülkede yaşayanların çaresizliğini tam anlamıyla gözler önüne seriyor. Temaya uygun bu silahlar el yapımı olduğunu her halinden belli ediyor. Örneğin oyuncak ayıya sokulan patlayıcılar veya bomba yüklü uzaktan kumandalı araba bunlardan bir kaçı. Ayrıca uzaktan kumandalı arabayı kendiniz kontrol ediyorsunuz bu sayede ulaşamadığınız noktalara uzaktan kumandalı araba ile ulaşıp patlatabilmek yapabildikleriniz dahilinde.

Silahlar arasında tabanca, av tüfeği, makineli tüfekler, yaylı tüfek gibi seçenekler bulunuyor. Eklenti ve silah modifikasyonları ile bu silahları bir çok farklı ihtiyaca göre kullanabiliyorsunuz. Oyunda bir yan silah ve bir de ana silah kullanabilirsiniz. Daha sonra 3. bir silah olarak roket atar da veriliyor. Silah değişimi yapmak istediğinizde güvenli evlerdeki cephane dolabını kullanmanız gerekiyor. Ayrıca yanıcı ve patlayıcı bombalar ve üzerinize giyebileceğiniz, düşmanlar tarafından görülmeyi azaltan, ses çıkarmayan, hasar önleyici bir çok giysi satın alabiliyorsunuz. Ek olarak, oyunda temel bir eşya yapımı sistemi bulunuyor. Öğrendiğiniz veya bir kere satın aldığınız bombaları tekrardan yapabilmek için bazı ham maddeleri bulmanız gerekiyor veya uğraşmadan satın alabiliyorsunuz.

20160521104206_1

Telefonunuzu yanınızdan ayırmıyorsunuz. Resim çekmek için de ideal.

Oyunda silah ve ekipmanlara ulaşmak için paraya ve jetona ihtiyacınız var. Para kazanabilmek için yapacağınız pek çok durum bulunuyor. Örneğin her görevden sonra bir miktar para kazanıyorsunuz ya da etraftaki dolaplardan, kutulardan, çekmecelerden, cesetlerden topladığınız değerli eşyaları güvenli korunaklarınızda bulunan silah dolabına veya sivillerin kurduğu seyyar marketlere satabiliyorsunuz. Jetonlar ise bazı yan görevleri tamamlayarak kazanılıyor. Bu görevlerin ne kadar jeton verdiğini haritadan görebiliyorsunuz.

Cephaneliğinizde bulunan silahları özelleştirmek mümkün. Örneğin oyunda elde edeceğiniz ilk silah bir tabanca. Normal görünümlü bu tabancayı aynı zamanda otomatik bir saldırı silahına çevirebiliyorsunuz. Bu modifikasyon menüsü tıpkı Crysis oyunlarından hatırladığımız oyun içi bir menüden yapılıyor. Silahınız elinizdeyken klavyeden X’e basıyorsunuz ve karşınıza silah modifiyeleri ve eklentileri çıkıyor. Burada örneğin tabancayı hafif makineliye (SMG) çevirdiğinizde karakterin silahını söküp yeni modifikasyonu taktığını gözlerinizle görüyorsunuz. Bu gerçekten çok hoş bir detay olmuş. Dürbün, susturucu, holografik dürbün veya geri tepmeyi önleme gibi eklentiler de yine buradaki menüden takılıyor.

Silahlarla ateş etmesi tatmin edici. Hepsinin kendine ait bir ağırlığı ve dengesi olduğunu hissediyorsunuz. Ateşlediğinizde otantik bir his veriyorlar. Düşmanlar kesinlikle zor ölmüyor. Bu açıdan oldukça gerçekçi. Tabi ki aynı durum sizin için de geçerli. Sağlığınız göz açıp kapayana kadar bitebiliyor. Bunu gidermek için de etrafta ve cephanelikte bulabileceğiniz sağlık paketleri yer alıyor.

20160521054336_1

Sessiz karakterimiz yine laf dinliyor.

Homefront: The Revolution‘a başladığınız zaman ilk olarak çizgisel hareket ediyorsunuz. Şuraya git, bunu yap diyen görevler ile bir süre bu açık dünya da nerede diye sorguluyorsunuz. Ancak oyunun başı gerçekten güzel sunulmuş. Giriş videosu, olayların gelişmesi ve vahşet oyun için umutlanmanızı sağlıyor. Etrafta sivilleri, Koreli askerleri gördükçe oyun dünyasında hayat olduğunu düşünmeniz doğal. Açık evlere girebiliyor, gizli eşyalar bulabiliyorsunuz. Buraya kadar her şey çizgisel olsa da güzel gelişiyor. Ancak oyun, asıl oynanışın sunulduğu bölüme girdikçe yavaş yavaş umutlarınız yok oluyor.

Kırmızı bölge olarak nitelendirilen bölge, ülkesini geri almaya çalışan direnişçilerin rahatça gezebildiği tek bölge oluyor. Çünkü bu bölge savaştan büyük zarar görmüş, yıkıntılar ve gizli bölgeler sayesinde direnişçilere rahat barınma imkanı sağlıyor. Silahlarınızı özgürce konuşturduğunuz bu bölge de kendi içerisinde kısımlara ayrılıyor. Haritayı dolaştıkça bazı binaların KPA tarafından tutulduğunu görüyorsunuz. Bu binaları tıpkı Far Cry 3 veya Far Cry 4‘deki kamplar ve radyo kuleleri gibi düşünebilirsiniz. Noktalara saldırıyorsunuz, belirtilen görevi yapıyorsunuz ve üs-bölge sizin oluyor ve oradaki direnişçiler biraz daha rahat gezmeye başlıyor. Bu açıdan biraz da çeşitlilik sunulmuş. Örneğin bazı noktalarda ele geçirmeniz gereken silah çantaları bulunurken, bazı noktalarda hack etmeniz gereken cihazlar veya belirlenen düşmanları öldürmeniz gereken binalar bulunuyor.

20160521101548_1

Yaylı tüfeği kullanması eğlenceli.

Oyun yan görevler açısından oldukça çeşitli. Örneğin bazı noktalar duvarlarla çevrilmiş ve iyi korunduğu gözüküyor. Buraya ister gizlice girebilir, isterseniz havalandırma ızgaralarını patlatabilir, arzu ederseniz de motor kullanarak zıplama noktalarından duvarların üstünden aşabilirsiniz. Ek olarak, evet oyunda motor kullanma şansınız var. Bu çeşitliliği duyması güzel gelse de ufak bir problem var. Sorun şuradan kaynaklanıyor; bu bahsettiğim noktalar kesinlikle hiç bir zorluk barındırmıyor. Neden mi? Çünkü biraz dikkatli davranırsanız herkesin arasından koşup yapmanız gerekeni yapabilirsiniz.

Örneğin, duvarlardan aştınız, düşman yerinizi belirledi, yolunuza çıkanı vurup üst kata çıktınız ve orada bulunan vanayı döndürüp mekanı patlattınız. Bu işlemi yaptıktan sonra bu üs sizin oluyor ve her bir köşede direnişçileri görüyorsunuz. Peki öldürmediğiniz geri kalan düşmanlar ne oluyor? Kayboluyor. Bu nedenle ilk girdiğiniz kırmızı bölgeyi hiç sıkıntı yaratmadan geçebiliyorsunuz. Ayrıca siz bölge aldıkça yoldaşlarınız artıyor, oyun zorlaşacağına daha da kolaylaşıyor.

Sarı bölge diğer bölgelere nazaran oynanış açısından biraz daha farklılık sunuyor. Bu bölümde gizlilik ön plana çıkıyor. Bunu sağlayacak da çöp kutuları, ufak prefabrik kulübeler gibi saklanma yerleri bulunuyor. Herhangi bir sorun olduğunda düşmanın görüş alanından kaçıp buralara saklanabiliyorsunuz. Ayrıca silahınızı saklamayı da bu kısımda öğreniyorsunuz çünkü silahınızı gören siviller ortalığı birbirine katabiliyor.

20160521063750_1

Sizi arayan araçlardan bir tanesi.

Bölgede siviller, KPA kontrolü altında hayatlarına devam ediyor ve siz de onların arasına karışıp kırmızı bölgede yaptığınız görevlere çok benzer görevler yapıyorsunuz. Bu bölgede ekstra olarak sivilleri kurtarma, KPA araçlarını patlatma, KPA rütbelilerini öldürme gibi görevler de yer alıyor. Bu bölgede amacınız olabildiğince halkı ayaklandırmak. Etrafta bulacağınız radyoları aktif ederek insanlara ulaşmaya çalışıyor, kurtardığınız kişileri mücadelenize katılmaya teşvik ediyorsunuz. Bu bölge en başlarda kırmızı bölgeden daha fazla zorlasa da görevleri yerine getirip noktaları ele geçirdikçe yine yoldaşlarınız yayılmaya devam ediyor ve hem size yardımcı oluyorlar hem de siz daha rahat dolaşmaya başlıyorsunuz. Bu açıdan yine zorluk seviyesinde bir dengesizlik mevcut.

Bütün bölgelerde yapmanız gereken görevler aynı. Noktaları ele geçirip sivilleri direnişe yönlendirmek ve yavaş yavaş da bölgelerin hakimiyetini geri kazandırmak. Oyunun ana görevleri de yan görevlerde yaptıklarınızdan bir farkı yok. Ara sahneler ile bezenmiş bu görevlerde genelde ayak işlerini yapıyorsunuz. Hikaye bu açıdan gerçekten sıkıcı. Kendini ön plana çıkardığı durumlar çok nadir.

Oyundaki yapay zeka ne yazık ki tamamen tutarsız. Düşmanların herhangi bir rotası yok ve tamamen spontane hareket ediyorlar. Bu bir açıdan gerçeklik yaşattığı gibi diğer açıdan da tahmin edilemez olması bir çok soruna yol açıyor. Örneğin düşmandan olabildiğince uzaklaştığınız düşünüp bir çöp kutusuna giriyorsunuz ve ne hikmetse bir süre sonra bütün askerler çevrenizde dolaşıyor. Bu açıdan yapay zeka hile yapıyor ve size musallat oluyor. Yaklaşık 7-8 askerin çevremde 10 dakikaya yakın beklediğine şahit oldum.

20160521104802_1

Beni görmediğine eminim.

Savaşa girdiğinizde ise yapay zeka yine çok zayıf. Bazen siper alıyorlar ve siz yanına gidene kadar ayağa kalkmıyorlar, sizi siperden çıkarmak adına hiç bir şey yapmıyorlar, bombaları tamamen gelişi güzel fırlatıyorlar ve genelde size doğru koşuyorlar. Bir duvarın arkasına geçip beklediğinizde hepsini öldürmek çok da zor değil. Karşılaşacağım durumu merak ederek bir çatışma başlattım. Silah sesini neyse ki duydular. Harabeye yerleştirilmiş bir koltuğun arkasına çömeldim. Sürekli ateş altında tutuldum ancak alarm durumu bittiğinde sanki beni unutmuşçasına aramayı bıraktılar. Halbuki koltuğun arkasına geçtiğimi en başından beri biliyorlardı. Bu yüzden kaçmayı düşünmek bile bazen gereksiz.

Homefront: The Revolution’da çeşitlilik olduğunu söylesem de ana hikaye ve yan görevler dediğim gibi birbirinden çok ayrılmıyor. Vasat ve vasatın altında görevleri çoğu zaman kendini tekrar ediyor ve yapacak başka bir şey arıyorsunuz. Bunlar arasında da oyunda toplanabilir eşyalar, gizli cephanelikler bulunuyor. Bu bakımdan kusursuzluğu seven bir oyuncuysanız arayabileceğiniz günlükler, radyolar ve dediğim gibi cephanelikler sizi tatmin edecektir. Ancak hikaye için aynı durum geçerli değil. Arada dehşete düşüren mevzular olması da oyunun vasatlığını kurtaramıyor.

20160521073647_1

Silah modellemelerindeki detaylar ilgi çekici.

CryEngine ile geliştirilen Homefront: The Revolution‘dan en azından görsel bir zevk almak istememiz yanlış değil. Ancak görüntüler kimi zaman güzel gözükse de bazen CryEngine olmadığını düşünebiliyoruz. Tamamen karmaşık bir doku kalitesine sahip. Örneğin bazen zemindeki detay hayranlık uyandırıyor, bazen de külüstür bir arabanın dokuları 2008’den kalma gibi duruyor. Yeterince uğraşılmadığı ve yarım kaldığı her halinden belli. Oyundaki grafiksel problemlerden bir diğeri de lens ışıklarının aşırıya kaçırılmış olması. Güneşli bir havada örneğin bina içerisinden dışarı bakıyorsanız ışık tamamen gözünüzü aldığından hiç bir şey göremiyorsunuz. Düşmanları takip etmek güneşli havalarda ve bahsettiğim durumlarda imkansız.

Homefront: The Revolution’da grafiklerin ön plana çıktığı bir durum varsa o da gece-gündüz ve hava durumunun değişkenlik göstermesi. Bazı ışıklandırmalar ve gölgelendirmelerin geneli gayet yeterli. Hava durumu ve gece-gündüz döngüsü ile dış ve kapalı mekanlar kimi zaman çok hoş görünüyor. Ancak örneğin hava kapadığında etraf matlaşıyor ve oyunun sanki ham ve gösterişsiz haline tanık oluyorsunuz. Güneşli, gece ve yağmurlu havalar, ışıklandırmaları ve yansımaları iyi kullandığı için göze hitap ediyor.

Sesler ve müzikler Homefront: The Revolution‘ın güçlü yanlarından değiller. Bazen olmadık sesler çıkıyor bazen de takılıyorlar. Sivillerin bulunduğu bölgelerde atmosfer açısından tatmin edici ancak seslerin öylesine konulduğunu fark ediyorsunuz çünkü etrafınıza baktığınızda o seslerin kaynağı bulunmuyor. Etrafta duyduğunuz konuşmalar ise çok can sıkabiliyor. Örneğin şehir içinde sivillere anons yapan kişi nereye giderseniz gidin kendisini duyuracaktır. Kaçış olmadığı için oyun atmosferine dinginlik de gelmiyor ve bu yüzden kulak tırmalayıcı olmaya başlıyor. Müzikler ise kendini pek gösteremiyor. Özellikle sarı bölgede gizlilik ve savaş sahnelerine göre değişkenlik gösteren müzik bir süre sonra kendini tekrar etmeye başlıyor.

20160522065932_1

Eşli oyuncu modunda silah seçim ekranı.

İlk oyundan farklı olarak mücadeleci çoklu oyuncu modu bulundurmayan Homefront: The Revolution, bu kez 4 kişiye kadar eşli oyun oynamanıza imkan veriyor. The Resistance adlı eşli oyun modu, ana hikayeden ayrı olarak işliyor, farklı karakterler ve kendine ait bir yetenek geliştirme sistemi bulunuyor. Eşli oyun moduna önce karakter oluşturarak başlıyorsunuz. Bu bölümde yüzü, giysileri ve ilk yeteneğinizi seçiyorsunuz. Oyunun eşli modunda deneyim bulunuyor. Görev tamamladıkça deneyim kazanıyor ve seviye atlıyorsunuz. Seviye atladıkça ise 4 bölümden oluşan yetenek ağacından seçim yapıyorsunuz. Bu yetenekler arasında beyin, kas gücü, dövüşçü ve hayatta kalan adlı 4 seçenek mevcut. Hepsi ise kendi içinde dallanıyor. Her bir yetenek ağacının son yeteneği ise bir bölümde tek bir kez kullanabileceğiniz takım arkadaşlarınıza yardım edici sağlık, hasar gibi hızlandırıcılar içeriyor.

Eşli oyun modunda silahlar geliştirilebiliyor ve yeni eklentileri kullanabiliyorsunuz. Yeni silahlar satın almak için oyun içinde topladığınız paraları kullanıyorsunuz. Kendi mağazası yer alan bölümde tabi gerçek para kullanmanız söz konusu değil. Ayrıca yetenekler geliştikçe de giyebileceğiniz bir çok aksesuar, giysi, bot gibi eşyalar mevcut. Bu açıdan Tom Clancy’s The Division‘ı andırıyor. Ek olarak, bir görev için sağlık, hasar, deneyim ve para hızlandırıcıları kullanabiliyorsunuz.

Homefront: The Revolution, grafiksel anlamda üstün bir oyun olmadığı halde performans bakımından çok problemli bir oyun. Sabit bir kare hızı almak gerçekten zor. Ayrıca anlık donmalar yüzünden kamera hareketlerini algılayamama ve bir çok durumda hıçkırmalar bulunuyor. Yüksek sistem bir bilgisayarınız olsa bile bu sorunları yaşamanız çok muhtemel çünkü optimizasyonunda büyük sıkıntılar mevcut. Yapımcı Dambuster Studios, optimizasyon sözünü gelecek güncellemeler ile verdiyse de almadan önce ne durumda olduğunu kontrol etmeniz sizin yararınıza olacaktır, tabi incelemenin bu satırlarına ulaşıp hala almak istiyorsanız.

20160521071201_1

Revolt’u hatırlatsa da bu uzaktan kumandalı araç tehlikeli.

Saydığım tüm bu problemlerin giderilebildiği alternatif bir dünyada yaşasaydık Homefront: The Revolution gerçekten müthiş bir oyun deneyimi sunabilirdi. Savaş sistemi gerçekten zevkli. Zaman zaman yaptığınız koşular, araya serpiştirilmiş platform ögeleri, gezebileceğiniz bir çok mekan, arayıp zaman geçirebileceğiniz gizli bölgeler, sivillerin yaşadığı güçlükler. Dışarıdan bakıldığında (tabi performansın düzgün olduğunu düşünürsek) zevkli bir oyun olması, silah ve ekipman sisteminin oturmuş olması, çok değil ama yeteri kadar güzel gözükmesi ne yazık ki oyunu oynayınca aynı tadı bırakmıyor. Hakim olduğu bir çok özelliği karalayan problemleri oyundan zevk almayı engelliyor. Eğer yine de oyunu merak ediyorsanız önce sorunların çözülmesini bekleyin ve daha sonra indirimlerde edinin. Oyun bu kadar el değiştirmeseydi belki çok daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.

[buy_game url=”https://voidu.com/game/homefront-the-revolution” baslik=”Homefront: The Revolution, 139 liradan Voidu’da satışta!” resim=”https://s3.eu-central-1.amazonaws.com/voidu/cdn/large_uXfm25VjTBBZZ7P9p1jN233l5v8H0WXt.jpg”]

[inceleme]

Yorumlar (3)

Bir Cevap Yazın

  1. Kürşat dedi ki:

    Güzel bir inceleme olmuş . Ps4 için almaya karar verdim umarım pişman olmam .