Anna’s Quest İnceleme

Anna’s Quest İnceleme

Bu fantastik dünyada sorunları çözmek için tek yardımcınız, aklınız...

Anna’s Quest, bir çok oyuncu tarafından sevilen Point & Click tarzına, zekayı ve bulmacaları çok güzel adapte eden indie yapım bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Dedesinin hastalığına çare bulmak için yola çıkan doğuştan telekinezi yeteneğine sahip Anna’yı yönettiğimiz bu fantastik dünyada aklımızı kullanarak karşımıza çıkan engelleri bir bir aşmayı deniyoruz.

2015-07-07_00004

Görevler arasındaki uyum

Açıkçası oyunun gidişatı esnasında karşımıza çıkan olayların bir birleriyle mantıksal bir bütünlük içerisinde olması beni gerçekten memnun etti. Geliştirici ekip olan Krams Design ve Daedalic Entertainment‘ın bu konuda oldukça kafa patlattığı belli oluyor. Şahsen ben, hiç boş boş dolaştığımı hissettiğim ya da “Bunu neden yapıyorum ya ben?” diyebileceğim bir ana rastlamadım. Buna ek olarak yine oyun içerisinde aşmamız gereken görevler gerçekten çok güzel planlanmış. Oyuncuyu kafasına kullanmaya teşvik edecek şekilde planlanan bu görevleri çözmek bazen tahminimden daha uzun zamanımı aldı. Yukarıda belirttiğim gibi görevler arasındaki mantıksal bütünlük, kendini görevlerin içerisinde de gösteriyor. Fakat bu noktada belirtmem gerekir ki, oyunu oynarken iyi bir İngilizce bilgisine ihtiyacınız var. Çünkü bazı noktalarda NPC’lerden laf almak için karşımıza çıkan konuşma seçenekleri arasında cümleleri NPC’yi kandıracak şekilde seçmemiz gerekiyor. Bu durumda eğer belli kombinasyonları seçerek konuşmazsak, ilerlememiz de mümkün olmuyor. Oyunun bu özelliği de oyuncuyu bütün konuşmaları dinlemeye itiyor doğal olarak. Bu durum ilk başta sorun yaratmasa da zaman zaman yavaş konuşan, cümleler arasında bol bol es veren NPC’ler biraz canınızı sıkabilir.

2015-07-07_00002

Peki ya mekanlar?

Oyunun geçtiği mekanlar oldukça güzel tasarlanmış ve bu mekanlarda hemen hemen her nesneyle etkileşimimiz mümkün. Bazen uzanamadığımız bir şeyi alırken ya da kilitli bir kapıyı açarken kullandığımız telekinezi özelliğimiz oyun içerisin de gayet güzel duruyor. Her şeyi telekinezi kullanarak yapamamamız oyuncuyu farklı arayışlara yönlendiriyor. Oyunu sürükleyici kılan önemli etmenlerden birisi de bu. Genellikle gotik havanın ağır bastığı mekan tasarımları için orta çağ mimarisinin temel alındığını belirtmek yanlış olmaz. Mekanlar arasındaki geçiş çok çok kısa bir duraksama ile yansıtılmış oyuna, ama yanlış anlamayın hiç rahatsız edici bir durum değil bu. Ayrıca büyük mekanlar arasındaki geçişin, çift tıklama yoluyla direk sağlanması ve Anna’nın yürümesini beklememiz çok hoş bir detay olmuş. Bunu maalesef ben, bir üç-üç buçuk saat sonra fark ettim. İlerleyen saatlerde beni biraz yoran Anna’nın yavaş yavaş, nadan nadan yürümesini, direk atlamamı sağlayan bu özellik, keşfettiğim de beni oldukça sevindirmişti.

2015-07-07_00001

Telekinezi imdadımıza yetişiyor mu?

Yukarıda biraz bahsettiğim telekinezi özelliğine biraz daha değinelim. Oyunumdaki ilk saatlerde, telekinezi özelliğini hemen hemen her şey de denedim. E tabi telekinezi deyince insanın akılına neler neler geliyor. Onları unutun sevgili oyuncular. Doğaçlama telekinezi yapamıyoruz. Oyun bizi ona itiyor, kullanmaya zorluyor. Mesela oyunun başlarında bir cadı ile karşılaşıyorsunuz, cadı size büyü yapmak için asasını sallıyor, ben direk telekineziyi cadıya uygulamak istedim. Lakin hanım kızımız birilerine zarar gelmemesi konusunda çok temkinli. Meğerse telekineziyi başka bir şeye kullanmak lazımmış o sahnede. İkinci bir örnek; oyunda bir dükkana girdim. Satılık olan nesnelere tıkladığımda satıcı “Senin ona paran yetmez!” diye bir çıkışta bulundu. Benimde hemen aklıma telekinezi geldi tabi. Belki satıcının zihnine girer fikrini değiştiririm diye… Ama sonradan anladım ki telekinezinin o olayla bir alakası yokmuş. Açıkçası belki de benim aklımda ki telekinezi yeteneği çok ütopik; ama oyun içerisinde, telekineziyi kullanmamız gereken yerlerde kullanıyoruz. Fakat kabul etmek gerekir ki oyuna bu yetenek güzel yedirilmiş. Oyunda biraz vakit geçirdikten sonra insan oyun içerisindeki telekinezi mantığını anlıyor ve “Hmm… burada telekinezi kullanayım ben” diyorsunuz.

2015-07-07_00006

Karakterler oldukça güzel işlenmiş!

Oyunu oynarken kötü karakterlere uyuz olabiliyorsunuz. Bu çok güzel bir şey, her oyunda bunu görmek maalesef mümkün değil. Karakterlerin kendilerine has tepkileri, konuşma tarzları, yüz ifadeleri gayet hoş uygulanmış. Hele oyunun ortalarına doğru bir papağan var ki aksanına hayran kalmamak elde değil. Her karakterin kendine özgü davranış stilinin olması bu fantastik dünya ile realistik dünya arasındaki dengenin sağlanmasında önemli rol oynuyor.

2015-07-07_00008

Sonuç

Point & Click tarzını beğenen, bilmeceleri seven ve oyunda aklını kullanmaktan zevk alan oyuncular mutlaka  Anna’s Quest‘i denemeli. Kişiden kişiye değişecek olsa da ortalama 8-9 saatlik bir oynanış vaat eden bağımsız bir yapım olan Anna’s Quest, bu tarzı sevenler için zamanınızın karşılığını verecek kalitede bir yapım.

[inceleme]

Ayrıca En yeni haberler için Facebook, Twitter ve Google Haberler üzerinden Leadergamer'ı takip edebilirsiniz.