Menü
https://leadergamer.com.tr/humble-monthly-bundle-subat-2018/

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler (Bölüm 5)

Kendini şımartma çabaları mı bunlar?


Video oyunları ile hatıra defteri serisi için, başımdan geçen maceraları anlatabildiğim yeni bir bölümün başlangıcı burası. Fakat, ne yazık ki nasıl başlasam bilemiyorum bu kısımlara. Şu, geçen son 3 hafta, garip bir şekilde bayağı yoğundu. Özellikle dersler ağır olunca, final mevzusu falan, kafam allak bullak oldu iyice. Kafam karışık diye oyun oynamadım mı, peki? Soru mu bu şimdi? Kendi kendime de kızdığıma göre, yavaştan neler olup bitti, anlatmaya başlayabilirim.

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler (Bölüm 5)

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler

Dersler falan dedim az evvel, ama tabii ki oyunlarla bağımı koparmaya yetecek güce sahip değiller. Kütüphanede sabahladığım günlerde dahi, yurda vardığımda uyumadan önce biraz oyun oynamaktan kendimi alıkoymadım. Nedense, tekrardan The Legend of Zelda: Breath of the Wild‘a takmaya başladım. Fakat, bu sefer oyunun Master Mode kısmına sardım. Hayır, sanki normal hali çok aşırı kolaymış gibi, ben hangi yürekle Master Mode‘a başladım, onu da bilmiyorum ki?

Oyuna başladım falan, daha ilk 30. dakikalardayım. Bizim dayının oraya gidip birkaç kuş avlayıp, Hylian Bass ve oradaki o acı biber ile pişirip, dayının vereceği zırhı alacağım güya. Masum masum koştura koştura arka tarafa geçtim. Sonra bir baktım, ileride bir soru işareti var. The Legend of Zelda: Breath of the Wild oynamamış olanlar için, soru işaretinin belirmesi demek, bir düşman bir şeyler duydu demek. Ünlem işareti, görüldünüz demek. Soru işaretine odaklandığımda, bildiğiniz Silver Lynel ile göz göze kaldım. Olduğum yere çömeldim hemen. Çömelince göremiyorlar, o durumdan faydalanayım dedim. Fakat, bunun için biraz geç kaldım sanırım.

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler (Bölüm 5)

Silver Lynel‘in bana bir koşturuşu vardı, aklım çıktı. Yahu, üzerimde hala daha Old Shirt ve Hylian Trousers falan var. Onları geçtim, elimdeki silah niyetine kullandığım şey, Boko Club ve 4 hasarı var sadece. Hani, “Erkekliğin %90’ı kaçmaktır.” derler ya? Hak verdim buna. Benim oradan bir kaçışım var, arkamdan köpek kovalıyor gibi. Kaçtıktan sonra da sağlıklı bir şekilde düşünebilmeye başladım zaten. En son, Master Mode‘un benim için pek sağlıklı olmadığına karar verip, tekrar normal moda geçtim. Can yenileyen ve 2-3 vuruşta ölmeyen düşmanlardan sonra, o kadar kolay geldi ki, anlatamam.

Elbette, bu koskoca 3 hafta içerisinde oynamış olduğum tek oyun The Legend of Zelda: Breath of the Wild değildi. Oynadığım video oyunları arasında, Payday 2 de bulunuyor. Tekrardan oyuna başlama hevesi geldi bir anda. Durduk yere hem de! Oyunu indirdim ve başladım, heves eder etmez. Fakat, hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Çünkü, odaları herkese açık olarak ayarlayan insanlar, hatta insanlarımız, odalara katıldığım anda oyundan atıyorlar. Yahu kardeşim, madem beraber oynamayacaksınız, neden özel oda açmazsınız ki? Şaka gibi resmen.

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler (Bölüm 5)

Payday 2 konusunda tek şikayetim de bu değil. Oyun, resmen hileci kaynıyor. 3 saat oynamış adam, bütün başarımları kazanmış ve pişkin pişkin, “Ben, oyundaki her başarımı açtım. Çok oynadım.” vesaire diyebiliyor. Yahu, 3 saatte sen nasıl XXV-100 olabiliyorsun ki? 93 saat oyun sürem olmasına rağmen, hala I-92‘yim. Tamam, ben zaten yavaş tecrübe kazandım, fakat 3 saatte XXV-100, cidden imkansız. Oyun içerisinde sınırsız mermilerinin olması, trollemeleri ve daha nicesi de, yine şikayetlerim arasında. Hevesim resmen yarım saat civarı gibi bir sürede kaçmayı başardı.

Dungeon Defenders, 200‘den fazla saatimi gömdüğüm bir oyundu. Ona da tekrar heves ettim ve başladım. Oyun, cidden çok fazla düzelmiş artık. Eskisi kadar hileci yok. Yepyeni haritalar gelmiş. Yahu, The Legend of Zelda: Ocarina of Time‘daki Water Temple bile, “Temple of Water” adı ile eklenmiş. Umarım ismini yanlış hatırlamamışımdır, Polybus bölümünde de, Shadow Link‘in odasındayız. Hatta, en son siyah bir Monk karakter sınıfında bir düşman da geliyor, Shadow Link‘i temsil eder gibi. Zaten, Dungeon Defenders‘ın bu tarz göndermelerini çok seviyordum, iyice kalbimde yer edindi.

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler (Bölüm 5)

Ah, az daha asıl olaylardan bahsetmeyi unutuyordum. Sınavları atlatmaya başlayınca, kendime küçük sürprizler yapayım dedim. İlk olarak, Logitech G933 Artemis Spectrum Snow aldım. Samsung Galaxy S3‘ten, Samsung Note 8‘e geçişimde yaşadığım, “Teknoloji gelişmiş yahu!” şokunun aynısını bir daha yaşadım. Kulaklık, o kadar kaliteli ses veriyor ki, kendimden geçiyorum. Tabii, bundan önce kullanmış olduğum son kulaklığım, Sennheiser’ın model adını dahi unuttuğum 150 TL civarında değere sahip bir kulaklık olunca, arada ister istemez büyük fark oldu.

Her şeyden önce, kablosuz olması gibi çok tatlı bir özelliği var. Ayıptır söylemesi, tuvalete giderken bile müzik dinleyerek gidebiliyorum artık. Neden böyle bir şeyi yaptığımı sormayın, çünkü cidden verebilecek hiçbir cevabım yok. Evet, utandım, ama bir itiraf olarak burada kalmasını da istiyorum. Bu da, küçük bir macera sonuçta, öyle değil mi? Kulaklığın mikrofonu da, kulaklık mikrofonlarına oranla çok kaliteli ses veriyor, görebildiğim kadarıyla. Logitech G230 ile yaşadığım, kulaklığın üst kısmının, kafatasımı delmesi hissi, hala var ne yazık ki.

Video oyunları ile hatıra defteri: Küçük sürprizler (Bölüm 5)

Logitech G933 Artemis Spectrum Snow konusunda bir başka şikayetim de, Logitech‘in sunmuş olduğu yazılım. Kabul, ses kalitesi çok güzel. Fakat, ben kaliteyi biraz bozarak daha yüksek ses duymak istiyorum. Ne yazık ki, Logitech bey buna izin vermiyor. Bir boynu bükük kullanıcı olarak yoluma devam etmek zorunda kalıyorum, durum böyle olunca da. Aslında, kablo ile bilgisayara bağlayıp, PC‘nin kendi ses sürücüleri ile sesi yükseltme gibi bir seçeneğim de var, ama bu seçeneği kullanacak olursam, bu sefer ses kalitesine bayağı bir elveda demem gerekiyor.

Kendime yapmış olduğum bir başka sürpriz de, Elgato HD60 S oldu. Bunun ne olduğunu bilmeyenler için, “Capture card” adı verilen aletlerden olduğunu söyleyebilirim. Konsolları PC üzerinde görüntüleyebilmek, kayıt alabilmek ve hatta yayın yapabilmek için kullanılabiliyor. Almış olduğum cihaz, cidden çok kaliteli gördüğüm kadarıyla. Hiçbir televizyon ihtiyacı hissettirmeden, sadece PC üzerinden oyunu oynayıp, yayın yapabilme özelliğini sunuyor. Son zamanlarda zaten video oyunları için canlı yayın denemelerimiz olmuştu, biliyorsunuzdur belki. Sırf, o denemelerden heveslenip aldım açıkçası.

Artık, boş zamanlarımda oyun oynarken Nintendo Switch veya PC üzerinden, bir yandan da oyunu Twitch veya benzeri bir platform üzerinden yayınlarım. Muhtemelen kimse uğramaz, fakat en azından kendi çapımda eğlenmiş olurum. Denemelerimden yola çıkarak, Nintendo Switch üzerinde oynadığım video oyunları için açtığım canlı yayınlarda, kalite 1080p/60 FPS olunca, Nintendo Switch ile performans sorunları yaşadığımı söyleyebilirim. Bu sebeple 1080p/30 FPS veya 720p/60 FPS yaparım artık, kafama göre. Amaç eğlenmek sonuçta, değil mi? Hazır dönemimi de sona erdirmiş ve bir süre boyunca tatilim varken, bol bol oynayıp eğlenmek gibi bir hedefim var. Bakalım, bir sonraki bana düşen video oyunları ile hatıra defteri yazısında, sizlerle neler paylaşabileceğim?

Alper Dalan Editör