Iron Man 3 İnceleme

Iron Man 3 İnceleme

The Stark Knight Rises

Avengers bence son yılların hem en başarılı “süper kahraman” hem de en kaliteli aksiyon filmlerinden biriydi. Mizah ve drama arasındaki müthiş denge, hazırlık niyetine çekilen bunca filmden dersler çıkarıldığını gösteriyordu. Bence filmde boş karakter yoktu, Erik Selvig’den Tony Stark’ına, Maria Hill’inden Loki’sine, hepsi iyi çizilmiş ve oldukça kaliteli oyunculara emanet edilmişti. Özel efektlerin ve 3D’nin kullanımından bahsetmeye gerek yok; filmi izlediyseniz bu konuda da geri kalınmadığını hatırlayacaksınız. Filmde, Chitauri ordusu mağlup edilmişti; ama salondan hemen çıkmayanların da gördüğü üzere, 2. filmin de malzemesi aşağı yukarı hazırdı. Böylelikle 2. Avengers nesli diyebileceğimiz film serileri de başlamak üzereydi.

Iron Man 3 bu olayların sonrasındaki noel döneminde geçiyor. Tony Stark o bildiğimiz neşeli karakter değil artık. Hala zeki ve esprili; ama Avengers macerası onu oldukça yormuş. Hem fiziksel hem de psikolojik bakımdan yıpranan Tony, artık geçmişe dönüşlerin ve uykusuz gecelerin adamı olmuş. Endişeli, PTSD (Tramva sonrası stres bozukluğu) ile cebelleşen dahi karakterimiz, daha önce yaptıklarının vebalini de ödemeye başlayınca, sırtında büyük bir yükle yoluna devam etmek zorunda kalıyor. Iron Man, The Dark Knight Rises’da olduğu gibi, “orta yaş bunalımı” benzetmesi yapabileceğimiz zorlu bir süreçten geçiyor. Düşmanları da sağ olsunlar kendisini bu süreçte yalnız bırakmıyor, bir istirahat etmesine izin vermeden başına üşüşüveriyorlar.

Film bu sefer Kiss Kiss Bang Bang’den de hatırlayacağımız Shane Black’e emanet edilmiş. Drew Pearce ile kafa kafaya veren ikili, Jon Favreau’nun yerini almış. Bu arada endişelenmeyin, Happy Hogan karakteri aynen duruyor; Favreau’yu Marvel evreninden çıkarmak o kadar da kolay değil. Öte yandan Guy Pearce ve Ben Kingsley gibi iki önemli aktör de kadroya katılmış. Guy Pearce, “cani bilim adamı” Aldrich Killian’ı; Sir Kingsley, “Iron Man’in Joker’i” diyebileceğimiz, Mandarin’i canlandırıyor. Ayrıca The Prestige filminden de hatırlayacağımız Rebecca Hall, Tony’nin geçmişte birlikte olduğu Maya Hansen adlı bir doktor rolünde. JARVIS’in sesi yine Paul Bettany’ye emanet. Gwyneth Paltrow, Pepper Potts olarak geri dönerken, Don Cheadle da James Rhodes karakteriyle yeniden yerini alıyor.

Iron-Man-3Filmin temelini Iron Man – Tony Stark’ın psikolojik durumu alıyor demiştik. Bunun üzerine, Mandarin’in Ten Rings adlı terör örgütüyle yürürlüğe koyduğu korkunç planları ekleniyor. Hem ülke hem de bizzat Tony Stark tehlike altında; çünkü Mandarin, onun da tüm sevdiği varlıkları elinden almak için çalışıyor. Aldrich Killian’ın geliştirdiği Extremis serumunun kurbanları da Tony Stark’ın işini pek kolaylaştırmıyor. Yine ortalıkta gezen süper askerler var ve bunlar Iron Man’in başına bela oluyor. İşler öyle bir kızışıyor ki Tony Stark’ın falezlere asılı evinden ve zırh koleksiyonundan geriye neredeyse hiçbir şey kalmıyor. Tony Stark da hem kendisini toparlamaya hem de sevdikleri için doğru kararları vermeye çalışıyor.

Mandarin karakterinin tasarımı, Iron Man ve Marvel evreni hayranlarını pek tatmin etmeyebilir. Fakat şu da bir gerçek ki bu filmler artık kendine has bir dil oluşturdu ve her karakterin bu alternatif Marvel evreninde kendi şahsına münasır bir yorumla ekrana gelmesi kimseyi şaşırtmamalı. Filmi sığlaştıran taraflardan biri de Amerikan milliyetçiliğinin yine hortlaması. Yani The Dark Knight Rises’da bir Amerikan şehri olarak lanse edilen Gotham’ın yerle bir edilmesinden sonra, burada da Manhattan başta olmak üzere tüm Amerika’nın tehdit altında olması, “Bir bitmediniz” dedirtiyor. Don Cheadle, Amerikan bayraklı zırhını kuşanıp, milliyetçilik özlü bir “War Machine” olarak sahneye çıkınca işin suyu iyice çıkıyor.

Yorumlar (3)

Bir Cevap Yazın

  1. Mustafa Burak Sarılar dedi ki:

    Bence Mandarin olayı bayağı sürpriz olmuş…

  2. Taylor Baker dedi ki:

    hay eline diline sağlık

  3. Bedirhan Çakıroğlu dedi ki:

    Mandarin in oyuncu çıkması mı sürpriz olmuş?