Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme

Çok arada bırakıyor.

İlk oyunu 2010 yılında çıkmış olan Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise, geçtiğimiz günlerde Nintendo Switch için çıkışını gerçekleştirdi. Hikayesi ile ön plana çıkmayı başarmış olan bu Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme yazımda sizlere bahsetmeye çalışacağım bir oyun olacak. Oyunun sadece Nintendo Switch için çıkış yaptığının altını özellikle çizmek isterim, detaylara geçmeden önce. Ayrıca, yine Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme kısmına geçmeden önce, bende bıraktığı etkiyi harika hikaye fakat kötü performans olarak özetlemek isterim. Neden böyle düşündüğümden tek tek bahsedeceğim elbette.

MAKALE AŞAĞIDA DEVAM EDİYOR

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise nasıl bir hikayeye sahip?

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise, Hidetaka Suehiro’nun arkasında bulunduğu bir hikayeye sahip. Kendisini bilmeyenler için, hikaye anlatımı konusunda harika bir isim olduğunu belirtmek isterim. Hikayeyi sevdiren kısımlardan bir tanesi de tam olarak Hidetaka Suehiro zaten. Hikaye, bir FBI ajanı olan Francis York Morgan’ın, Louisiana’da Le Carré adında bir yerde, bir cinayeti ortaya çıkarma çabalarını konu alıyor.

Hikaye anlatımı konusunda, benim şahsi fikrimce hiç de hoş bir açılış yapmıyor. Daha başlar başlamaz çok çizgisel bir yerde buluyorsunuz kendinizi. Sadece belli çizgide ilerleyip bir yere varıyor, ceketinizi asıyor ve sorgulamaya başlıyorsunuz. Sorgularda da, aynı nesneler defalarca kullanılıyor. Dürüst olayım, o kadar çok konuşma geçti ki, ilk 5 dakikadan sonra gerçekten sadece A tuşuna basıp geçmeye başladım. Benim için, “A tuşu simülatör” olarak bir giriş yaptı. Fakat ilerledikçe hikaye açıldı, bu hoşuma giden bir detay oldu.

MAKALE AŞAĞIDA DEVAM EDİYOR

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise oynanışından bahseder misin?

Oynanış konusunda, bir tık kapsamlı olduğunu söylemek mümkün. Le Carré adındaki bu yeri, dilediğimiz gibi keşfedebiliyoruz. Bunu da, kaykayımızla zevkli bir şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Bazen dilediğim gibi dönmüyor olsa da, genel olarak fena bir tecrübe olmadı benim açımdan. Gayet hızlı bir şekilde ulaşabiliyorsunuz dilediğiniz yere. Oyunda bowling bile oynamak mümkün. Bir süre oynadıktan sonra, bulunduğunuz yere alışıyor ve daha rahat gezip tozabiliyorsunuz. Kendi mahalleniz, ilçeniz gibi düşünün.

Karakterlerle etkileşime geçmek de, yine oyunda başarılı bulduğum noktalardan bir tanesi oldu. Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise dünyasındaki neredeyse her bina, farklı bir insan gösteriyor size. Takıntılı barmeninden, kocasının yasını hala tutan yaşlı bir hanımefendiye kadar çeşit çeşit karakter görmek mümkün. Çok ilginç bir dünyaya sahip olan Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise, zaten bu ilginçliği ile insanı kendine bağlıyor. Tabii, bu durumdan her oyuncunun etkileneceğini ve bağlanacağını da düşünmüyorum açıkçası. Herkese hitap etmemesi fazlasıyla mümkün bir dünyaya sahip.

Bizim Francis York Morgan’ın kafasında bir de Zach adında bir ses var. Bu ses, dosyaları kurcalarken ve bağlantılar kurarken sık sık konuştuğumuz bir ses. Zach, öyle bir ses olarak sunuluyor ki, sanki herkes Francis York Morgan’ın kafasındaki sesle konuştuğunu biliyor gibi geliyor. Aslında, anladığım kadarıyla oyunda çok çok ön planda olması istenmemiş bir durum fakat yine de insanın dikkatini inanılmaz çekiyor.

MAKALE AŞAĞIDA DEVAM EDİYOR

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme

Oynanış konusunda başka ne diyebilirsin?

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise, bizlere paranormal olayları da gösteriyor. İkiz Tepeler’i izlediyseniz, çok da yabancısı olmayacağınız birtakım olaylar silsilesi demek de doğru olur. The Otherworld olarak oyunda geçen diğer dünyayı da görüyoruz oyunda. Burada, bol bol kapışmalar gerçekleştiriyor ve olayları çözüyoruz. Francis York Morgan, elindeki tabancası ile bu dünyaya dalıyor ve yargı dağıtıyor bir nevi.

The Otherworld konusunda değinmek istediğim bir şey daha var. Aslında, gerçekten hoş bir yer fakat eldeki imkanlardan mıdır, nedir bilemiyorum, çok sıkıcı oluyor bir yerden sonra. The Otherworld’ün sıkıcı olmasındaki en büyük etken, yerlerin ve düşmanların kendilerini tekrarlıyor olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. En azından, bendeki etkisi bu yönde oldu. Fakat, o kızıl ve karanlık dünya inanılmaz hoşuma gitti. Zaten oyundaki asıl gerici olan olaylar da tam olarak burada gerçekleşiyor. Yer yer gerildiğimi hissetmedim desem yalan söylemiş olurum.

Francis York Morgan’ın ana mekanı, bulunduğumuz yerdeki otel. Buraya gidip uyuyor, duş alıyor ve çalışanlar ile görüşürüyoruz. Fakat, dikkatimi çeken bir nokta, çalışanların birbirine çok benzemesi oldu. Dahası da, eğer gecelik ücretinizi ödemez ve temizliğinize dikkat etmezseniz, yer yer oyundan soğutabilen cezalar ile karşılaşabiliyorsunuz. Günün hangi saatlerinde nerede olacağını bilemediğiniz karakterleri sürekli zaman geçirerek aramak ve bunu yaparken gününüzü doldurup, boş yere para harcamış gibi hissetmek de ayrı bir üzücü nokta.

MAKALE AŞAĞIDA DEVAM EDİYOR

Performans konusunda nasıl?

Açıkçası, performans konusu gerçekten çok ama çok üzücü. Oyunun hikayesi baştaki sıkıcılıktan sonra bir anda açılmaya başlıyor. Daha fazlasını görmek ve öğrenmek istiyorsunuz fakat oyunun performansı, “Kardeş, bu ne acele?” diyor resmen. Engel gibi geliyor. Sürekli olarak düşük bir performansta oyunu oynamak gerçekten hiç hoş değil ve işin kötü kısmı, tek sorun oyunun kare sayısındaki düşüşler de değil.

Nintendo Switch, zaten güçlü bir konsol değil. Bu yüzden, platforma oyun çıkarılırken iyice elden geçirilmesi gerekiyor ve Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise, zaten Nintendo Switch için özel çıkış yapmış bir oyun. Yani, ekibin gerçekten bu konu üzerinde durması gerekiyordu diye düşünüyorum. Yani, “Kolaysa sen yap.”çılar gelmeden belirteyim, oyun tecrübesini gerçekten bu kadar zedelemiyor olsa, bu kadar üstünde durmazdım.

Optimizasyon doğru düzgün olmayınca, düzgün bir 30 FPS’lik oyun tecrübesi sunmuyor. Bununla birlikte, yüksek yükleme süreleri ile de bizleri baş başa bırakıyor. Ya, düşünsenize, Crysis Remastered bile Nintendo Switch üzerinde çalışıyor ve Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise’dan daha iyi çalışıyor. Oyunun hikayesi ve hikaye anlatımı, özellikle de The Otherworld atmosferi çok hoş. Bir de keşif yapmaya açık bir oyun. Fakat bütün bu teknik aksaklıklar, bu güzel tecrübeleri zedeliyor.

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme

MAKALE AŞAĞIDA DEVAM EDİYOR

Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme sonucu nedir?

Biliyorum, Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme yazım boyunca pek iyi bir şey demedim. Fakat yine bu Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme yazım boyunca, oyunun hikayesini, The Otherworld’ün atmosferini beğendiğimden bahsettim. Oyunun keşif tecrübelerini hoş bir şekilde sunuyor olması da ayrı bir mevzu.

Diyeceğim şu ki, eğer performans sorunlarını görmezden gelebilirseniz, ortalamanın üstünde bir oyun tecrübesi sunacaktır sizlere. Fakat siz de Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise’ın teknik aksaklıklarından etkilenecekseniz, canınız çok sıkılacak demektir. Bu yüzden de, Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme sonucumuz olarak arada kaldığımı belirtmek isterim. Çok aradayım, çok.


Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise
Deadly Premonition 2 A Blessing in Disguise inceleme    Haber  |  İnceleme  |  Nintendo  |  Öne Çıkanlar 


Ayrıca En yeni haberler için Facebook, Twitter ve Google Haberler üzerinden Leadergamer'ı takip edebilirsiniz.

Yorumlar (0)

Bir Cevap Yazın