Leadergamer

© 2007-2020 Gamer Media Tüm Hakları Saklıdır. Bu sitenin veya içeriğinin hiçbir kısmı telif hakkı sahibinin izni olmadan çoğaltılamaz.

GamerMedia
Bizi Takip Edin
avatar
Yazar: LeaderGamer, Editör Yazım tarihi: 24.10.2011

Adeletin savunucusuysan burada işin ne Batsy?

Bu yazı için bambaşka bir giriş düşünmüştüm sevgili okur. İşin ilginç yanı, o giriş de ilgi çekeceğini düşündüğüm için “Bambaşka bir giriş düşünmüştüm ama Rocksteady beni şaşırttı bla bla” modunda olacaktı. Cuma günü oyunu alacaktım, cumartesi bitirecektim ve Pazar sabahı da, bir yanımda kahve diğer yanımda gazetem, rahat rahat incelememi yazacaktım. Ama hayır. Ne olduysa son bir saatte oldu. Yavaş yavaş rahat koltuğumdan ayağa kalktım, kademeli olarak ağzım açılmaya başladı ve sonunda, oyunun etkisi daha geçmemişken taze taze düşüncelerimi aktarmak için cumartesi akşamının bu ilerleyen saatlerinde (23:49) on saatlik Arkham City seansının sonunda ve muhtemelen kıpkırmızı gözlerle, klavyeyi dövüyorum, oyunu nereden anlatmaya başlasam onu düşünüyorum.

Öncelikle çok şanslı bir yılda olduğumuzu belirtmem lazım. Daha oyun sezonunun bombaları gelmeden onlarla yılın oyunu adayımız var: Portal 2, Killzone 3, Dead Space 2, Human Revolution… Ve tabii ki Arkham City. Oyuncu olmak için çok güzel bir sene. Arkham Asylum da bunun gibi güzel bir senede çıkacak ufak bir oyundu. Modern Warfare 2, Assassin’s Creed 2 gibi “bombastik” oyunların ağırlığı altında eziliyordu. Ama Rocksteady bize mükemmel bir sürpriz yaparak oyun tarihinin en iyi süper kahraman oyunlarından birini verdi bize. Yenilikçi dövüş sistemi ve Batman’i “Gotham’ın kahramanı” yerine köklerine dönerek “Gotham’ın dedektifi” diye tanıtması dikkat çeken özellikleriydi. Şimdi, iki sene sonra ise Arkham City herkesin listesinde olan bir oyun olarak konsol piyasalarını fethetti, PC’cilere ise bir ay sonra ulaşıyor.

Kahramanlar için uygun bir yer değil

Oyun, tıpkı ilki gibi çok iyi sunulmuş bir açılışla başlıyor. Catwoman olarak kısa bir dövüşten çıktıktan sonra, Bruce Wayne’in Arkham City projesini kapatmak için kampanya başlatacağını ilan ettiği konuşma sırasında tutuklanmasını ve içeri alınmasını izliyoruz. Öncelikle bilmeyenler için, nedir bu her yerde adı geçen Arkham City?

Arkham Asylum’da geçen olaylar sırasında tımarhanenin başında olan Quincy Sharp’a, Joker’in tutuklanması büyük prestij getirmiştir ve bu prestijin de yardımıyla bir buçuk yıl sonra Gotham Şehri’nin belediye başkanı seçilmiştir. İlk hamlesi de yıkıntı haline gelmiş Arkham Tımarhanesi ile Blackgate Hapishanesi’ndeki mahkumları tutacak dev bir hapishane kompleksini inşa etmek için şehrin bir kısmını kapatmak olur. E bu da bizim Arkham City olur tabii ki. Ama bu işin sadece görünen kısmı, zira Arkham City’nin başında olan isim, Hugo Strange’in burası için bambaşka planları vardır. Tabii ki de bunu şimdi söyleyemeyeceğim, zira oyundaki birçok sürprizden biri de burada saklı.

Bruce Wayne olarak Penguen’in elinden kurtulup bir çatıdan Batman kıyafetlerinizi alıp Arkham Şehri’ne daldığınızda ilk fark ettiğiniz şey Asylum’dan da çok iyi hatırladığınız bir şey: Karmaşıklık. Zaten ilk oyunda da yolunuzu bulmak için çok fazla çaba ediyordunuz, ama iş bina avlularından dar sokaklara inince bu karmaşıklığın boyutu bambaşka oluyor. Ancak hiç gözünüzü korkutmayın, çünkü ilk oyundaki karışıklığın temel sebebi genelde yayan dolaşmamızdı. Arkham City’de ise bir süre sonra bu karışıklığın sizi hiç rahatsız etmediğini görüyorsunuz (sadece bazen binalara girişi bulmakta zorlanabiliyorsunuz) çünkü artık Arkham Şehri’ndeki çatılar sizin ulaşım aracınız! Bazı yerlerde bunun Assassin’s Creed oyunlarına benzetildiğini görsem de ben daha çok açık dünya Spider-Man oyunlarına benzetiyorum. Oradaki ağ gibi, Batman’in de kancasıyla çatıdan çatıya uçtuğunu görüyoruz.

Oyundaki o ilk an kafa karışıklığından kurtulduğunuzda da dikkatinizi ilk çeken şey Arkham Şehri’nin kendisi oluyor. Rocksteady, ilk açık dünya deneyiminde öyle bir iş çıkarmış ki hayran kalmamak elde değil. Kalite olarak Liberty City ve Venedik’inyanına yerleştirebilirim ancak Rocksteady’nin şaheserini. Ama aynı kategoride değil. Örneğin, GTA serisinin Libery City’sini çekici yapan mekan olarak iyi tasarlanmasıydı. ACII’nin Venedik’inin o konuda altta kalır yanı yoktu ama daha çok çevredeki ögeler (insanlar, sokak müzisyenleri, gerçeğe göre tasarlanmış binalar vb.) yardımıyla bize “orada olma hissini yaşatıyordu. Arkham City ise bu hissin yüzde 90’ını çevredeki ögelerle veriyor. Tamam, tasarım, detaylar falan mükemmel ama yine de uzaktan bakıldığında, tipik bir “pis şehir”den çok da farkı yok Arkham City’nin. Asıl yaptığı şey çevre elementleriyle. Örneğin, etrafta yürürken gördüğünüz afişler veya duvar yazılarında Batman dünyasından karakterlere ilginç göndermeler var (ki tahmin edebileceğiniz üzere bunlardan bir kısmı Riddler bulamcalarına malzeme olacak). Özellikle şehrin kilit yerlerinden sokak aralarına kadar her yerde görebileceğimiz “Vote Dent” yazılı Two-Face pankartları benim beğenimi aldı.

Ama Arkham City’nin deliler mahallesi hissini yakalamasında başrol tabii ki de aktörlere ait. Oyunda hemen her çatıda, her sokak arasında her zaman bir düşmanla karşılaşıyorsunuz. Onların bazı üs olarak kullandıkları yerler var (binalar veya yıkık köprüler çoğunlukla) ama onun dışında çok dengeli bir biçimde dağılmışlar.

Arkham City’nin atmosferinin en iyi düşünülmüş yanlarından birisi çete savaşları bence. Bu çete savaşlarını oyundaki üç ana tımarhane suçlusu olan Joker, Two-Face ve Penguen’in birbirleri ve adamları arasındaki hakimiyet ve güç çatışması olarak tanımlayabiliriz. Her bir düşmanın belli bölgeleri var, örneğin Joker şehrin en doğusundaki Steel Mill’de konuşlanmışken, Penguen batıdaki müze ve çevresini kontrol altında tutmakta. Two-Face ise ters hilal şekilli diyebileceğimiz şehrin üst taraflarının çoğuna sahip ve muhtemelen en çok onun adamlarını görüyoruz, ancak nedense düşman olarak kendisini hak ettiğinden çok daha az görüyoruz. Bu bahsettiklerim oyunun genelindeki hali, elbette oyun boyunca düşmanlarımı hallede hallede ilerleyeceğiz ancak yine de bu belediye binası ve çevresinde hep iki yüzlü insanlar göreceğimiz gerçeğini değiştirmiyor.


Hugo Strange… Posterlerdeki kadar tatlı bir amca değil.

Amaçsızlık

Arkham Asylum’un hikayesi son derece ortalama, hatta bence biraz da saçmaydı. Arkham City ise herhangi bir süper-kahraman oyunu veya filmindeki en iyi hikayeye sahip. Nokta. Watchmen ve V for Vendetta’yı katmadan (çünkü hem onlar tam “süper-kahraman” dediğimiz tanıma uymuyor, hem de Watchmen’i katman çok adalesizlik oluştururdu:) yaptığım bu değerlendirmede oynadığım tüm süper kahraman oyunu ve filmlerini saydım ve daha iyisini bulamadım. Hatta aslında bakarsanız ilk defa bir süper-kahraman uyarlamasında bu kadar hikaye üstünde durulduğunu gördüm. Tamam, Nolan filmlerinin acımasız bir gerçekçilik hissi vardı, X-Men’lerin (The Last Stand hariç) ön plana çıkan hikayesi vardı ama ikisini de Arkham City ile karşılaştıramayız.

Hikayeyi biraz daha detaylandırmak gerekirse; oyun iki farklı hikaye kolundan ilerliyor. Bir yandan bizi Arkham City’e tıkan adam olan Hugo Strange’in planını ve gizemli Protocol 10’i ortaya çıkarmaya çalışırken, diğer yandan ilk oyundaki Titan sıvısının Joker’de yol açtığı ölümcül hastalığın tedavisini bulmaya çalışıyoruz. Ve hayır, ikisine de eşit ağırlık verilmiş. Kesinlikle birisi ana hikayeyken diğeri arkaplan hikayesi olarak kalmamış. Oyundaki ana düşman Strange mi Joker mi diye sorsanız cevap veremem. Oyunun geneli Joker’in aynı zamanda bize de bulaştırdığı ve Gotham’a da yavaştan yayılmakta olan hastalığın ilacını bulmakla geçerken, oyunda sürekli “Protocol 10 X saat içinde uygulamaya konacak.” gibi gerici duyurular yapılıyor.

Hikayede aynı zamanda birçok Batman ürününde olduğu gibi Batman’in tek kuralı diğer karakterler tarafından sorgulanıyor: Öldürmeme. Ama bu bir kez daha diğerlerinden çok daha başarılı bir şekilde yapılmış diyebilirim. Daha ilerisini söylersem spoiler olur o yüzden çenemi kapatacağım ama sadece şunu bilin ki, oyun size sağ gösterip solla vuracak. Rocksteady’i bu konuda kutlamak lazım.

İşin en iyi yanını da ne zaman yaşadım biliyor musunuz? Cuma günkü 5 küsür saatlik Arkham City seansının sonunda istatistiklerde yarıya yakın bir şey beklerken, sadece ana hikaye kısmının %13 olduğunu gördüğüm zaman. Tam zamanını saymadım ama yardırıp sadece görevleri normal zorlukta yaparak oynarsanız oyun 15 saat civarı sürmeli. Piyasadaki başka içeriği olmayan, ana hikayesi de kısacık olan birçok oyuna göre (öhm. LA Noire öhm.) oldukça tatmin edici bir süre bu. Bir de yan görevleri yaparak, bulmacaları çözerek, rahat rahat giderseniz ilk oynayışınız rahat 20+ saati bulur.

Oyunun her bakımdan bir kez daha tam bir Batman aşkıyla yapıldığı belli. Bir kez daha Arkham Asylum;’daki görev sistemiyle oynuyoruz: Ana hikaye düşman düşman ayılmış. Bir süre sürekli Freeze ile uğraşırken, bir süre Penguen’in yerini basmaya kasıyoruz. Bu defa, oyunun açık dünya olmasının da katkısıyla oyuna bol miktarda yan görev eklenmiş ve bu yan görevler de öyle “Şunu kes, şunu yap” gibi basit şeyler değil. Oyunda topu topu birkaç tane yan görev var zaten ve bunların hepsi de ayrı bir düşman için, mesela birinde Mad Hatter’ın (evet, o bile var) çay partisinin ortasında bulurken kendinizi, birinde de bir Arkham City çalışanını öldüren merminin yönünü takip edip kendinizi Deadshot’u avlarken bulabiliyorsunuz. Rocksteady, Batman’in hemen hemen tüm bilindik düşmanlarına yer vermiş oyunda. Yan görevde yer verse ne olur vermese ne olur demeyin, zira tüm yan görevleri toplayınca neredeyse ana hikaye kadar ediyor. Yalnızca işaretlenmiş yerlere gitmemiz yetmiyor, daha çok görevler zinciri halinde ve aynı zamanda Batman’in gelişmiş ve ilk oyunda oldukça kullanılan dedektiflik yeteneklerini bir kez daha sergilememiz lazım.

Bu yan görevlerden en tanıdık gelecek olan Riddler olacaktır. Evet, Arkham Asylum’un vazgeçilmezi olan Riddler bulmacaları bu oyunda da var, ama sadece hepsini bulup radyodan herifin yakalanma sesini duy formatında değil. Öncelikle, bu da bir görevler zinciri haline getirilmiş, ama sizi o görevleri yapmaya zorlamıyor. Daha doğrusu, görevler sizi bulmacaları çözmeye zorluyor. Riddler görevleri Riddler’dan kurtardığınız tutsaklar şeklinde ilerliyor, ve bu tutsakların yerleri de yeterli miktarda klasik Riddler bulmacası çözdükçe açılıyor. Riddler bulmacalarından kastım tabii ki hem bilmeceler hem de Riddler ganimetleri. Ama bu ganimetler de artık sadece yerini bulmakla bitmiyor. Artık ganimetleri almak için de bir tür bulmacayı çözmeniz gerekiyor. Mesela sadece iki elektrik jeneratörünü kullanarak kapalı bir kafesteki ganimeti nasıl çıkarırsınız?


Arkham City Joker’ının diğerlerinden en büyük farkı, ölümcül derecede hasta olması.

Beton şehirde av vakti

Arkham City birçok yönüyle harika bir oyundu ancak eleştirmenlerden çok yüksek notlar almasının iki temel sebebi vardı: Yenilikçi dövüş sistemi ve Batman’in dedektiflik kökenlerini dikkate alarak hazırlanmış gizemleri çözme bölümleri.

Bu özelliklerden ikisi de yerli yerinde duruyor. Asylum’u daha oynamayan arkadaşlara kısaca dövüş sistemini özet geçeyim: Arkham oyunlarının kullandığı dövüş sistemi piyasadaki en akıcı, en sinematik, en rahat fakat aynı zamanda en fazla konsantrasyon isteyen dövüş sistemidir. Sadece kare ve üçgen ile dövüşebilirken aynı zamanda yüksek kombolar yapmak istiyorsanız bırakın yanlış tuşa basmayı, yanlış adama bile saldırmamalısınız. Arkham City’de de bu sistem bazı eklemelerle birlikte geri dönüyor. Öncelikle artık birden fazla düşman aynı anda saldırabiliyor ve bunları aynı anda alt etmek için saldıran adam sayısı kadar karşı saldırı tuşuna basmanız gerekiyor. Aslında ustalıkla her tuşa özenle basıyor gibi görünüp aslında gamepadi döven oyuncular için (misal: ben) sorun olmayacaktır bu. Üstelik daha gerçekçi animasyonlar ve birden fazla düşmanı aynı anda alt etme hareketleri ile kendinizi tam bir filmdeki dövüş sahnesinde gibi hissedeceksiniz.

Aynı şekilde dedektiflik yaptığımız kısımlar da duruyor. Ana hikayede o kadar fazla olmasa da özellikle yan görevlerde ve tabii ki de Riddler bulmacalarında toplamda ilk oyundan çok daha fazla kullanıyoruz.

Bir de muhtemelen herkesin ilk oyundaki favori anları olan, Oyungezer Eylül 2009 sayısında Sinan Akkol’un deyimiyle(ki en yakışan çeviri budur sanırsam) “av odaları” da var. Bu defa sayıları ana hikayede biraz daha az, bunun nedeni artık açık alanlara da çıktığımızdan, her iki-üç çatıdan birinde birkaç tane silahlı adam olması. Bu adamları da alabilirsiniz veya almayabilirsiniz, size kalmış ama alırsanız bir minyatür av odası gibi avlanacaksınız. Yeterince av odası yok diye de üzülmeyin, zira ilk oyunda ömür çürütmek için bahane olan mücadele modu da yerli yerinde duruyor. Bu defa “Riddler’s Revenge” adı altında ve bölümler hikayede ilerledikçe değil, Riddler bulmacalarını çözdükçe açılıyor. Zaten ilkine göre çok daha fazla bölüm var Arkham City’de. Diğerleri aynı bildiğiniz gibi. Dövüş ve avcı olarak ikiye ayrılmış. Dövüşte madalyaları puan toplayarak, avcıda ise bazı görevleri yerine getirerek kazanıyorsunuz.

Av odalarıyla ilgili dikkatimi en çok çeken şey ise daha zorlaşmış olması. Öncelikle yeni düşman tipleri; bazı odalara girdiğinizde dedektif modunda bile düşmanları ayırt edemediğinizi göreceksiniz. Bunun sebebi sizin tarayıcılarınızı engelleyen bir cihaz kullanılması. Bunu kullanan adamı görüp işini bitirmeniz lazım. Aynı şekilde mayınlı veya üstünde durduğunuz heykelleri tarayan adamlar da oluyor. Tabii ki sadece bunlarla bitmiyor işimiz. Önceden bir heykelden veya pervazdan adamı aşağıya sarkıtırken kalanların ruhu duymazdı. Artık herifler bildiğiniz anırıyor, bu yüzden eğer sessizce arkasından sokulup işini bitirmediyseniz hemen oradan sıvışmanız veya saklanmanız lazım ki adamlar üşüştüğünde sizi bulamasınlar.

Oyun sizden eski oyundaki tüm aletlerinizi alıp parasız pulsuz başlatmıyor. Oyunun başında eski oyundan kalanların hepsi mevcut durumda, ilerledikçe yenileri de açılıyor. Yapabileceğiniz şey ise bunları geliştirmek. Evet, oyunda bir seviye sistemi var. Bu seviye sistemiyle harcayabileceğiniz puanlar alıyorsunuz ve isterseniz aletlerinizi geliştirerek, isterseniz zırhınızı güçlendirerek isterseniz de yeni hareketler alarak bunları harcayabiliyorsunuz. Tabii sadece Batman için değil, başka karakterler de bu puanlardan yararlanıyor…

 

Twinkle twinkle little Bat, watch me kill your favourite Cat…

Rocksteady’nin oyunu yaparken baskın gelen Batman aşkı sadece düşmanlara değil aynı zamanda müteffiklere de yansımış. Oyunda ilk oyundaki gibi Alfred ve Oracle da bize yardım ederken Talia Al Ghul, Robin ve Catwoman gibi müttefiklerimiz(en azından bu oyunda yanımızdalar) var. Talia oalrak oynayamıyorsunuz, Robin ön sipariş bonusu ve muhtemelen sonradan da DLC olarak gelecek ama oyunu birinci el alan herkes ücretsiz olarak Catwoman bölümlerini de oynayabilecek.

Oyuna başlarken Catwoman’ı hemen indirmeniz lazım çünkü oyunun açılış sahnesinde favori kedimiz ile dövüşe dalıyoruz. Bu dövüş sahnesi dışında biri oyunun başında, kalan ikisi sonlarında olmak üzere toplam dört tane Catwoman görevi var. Bunlarda bulunan iki ana düşman, ana hikayede karşımıza pek çıkmayan Two-Face ve Poison Ivy. Ama ne yazık ki bu bölümlerin pek de organize hikayesi olduğu söylenemez, tamam belki Arkham City’de olanlarla paralel şekilde gidiyor ama yine de ana oyundaki iki harika hikayeye paralel bir üçüncü hikaye beklemeyin.

Batman’le yaptığınız hemen her şeyi Catwoman’la da yapabiliyorsunuz, özellikle dövüş hareketlerini çok sevdim ben. Batman’in kancası gibi onun da meşhur ipi var ve tıpkı Batman gibi av odalarından da faydalanabiliyor(?). Bunun dışında Batman’in yapamadığı bir şeyi daha yapıyor: Tavanlara tırmanmak. Tavanda yürüyerek düşmanlarınızı alt edebilmek, oyunu ciddi anlamda rahatlatıyor. Ama tabii ki sadece belli yerlerde (pürüzlü tabanlarda) yürüyebiliyorsunuz. Catwoman aynı zamanda tüm Riddler bölümlerinde kullanılabiliyor, ama onunla aldığınız madalyalar size Trophy kazandırmıyor. Eğlence için yapacaksınız yani.

Şimdi tam da kediden bahsederken Rocksteady’e kişisel bir sitem ederek, oyunun benim için tek eksisini dile getirmek istiyorum. Ey Rocksteady, büyük bir Batman aşkıyla ikinci şaheserine imza atmışsın, Nolan’ı bile kıskandıracak bir sunum, gerekli gereksiz birçok düşmana yer vermişsin oyununda. Peki ya, Two-Face gibi kült bir düşmanı oyunun ta en başında yerin dibine sokup, daha sonra Catwoman DLC’sinde göstermelik bir yer verip bir daha kullanmamak niye? Hani kıytırık birisi olsa tamam da Batman’in üç büyük düşmanından biridir yahu. Bir de oyunun ilk fragmanında o kadar Harvey Dent posterleri gördük, ilk oyunun sonunda “Two-Face işler çeviriyor, onu halletmeliyiz.” gibisinden şeyler duyduk, o kadar da heyecanlandırdınız. Şehirdeki en önemli üç suçludan biri yaptınız, tüm oyun boyunca adamlarıyla kavga ettik. Senin planın nedir bilemem ama ben üçüncü oyunda (artık Arkham World veya United Arkham States mi olur bilemem) baş düşman olarak Two-Face’i görmek istiyorum. Belki de ilk izlediğim Batman filmi Forever olduğundandır bilmiyorum ama özel bir sempatim var bu adama karşı benim.

Kapanış Sözleri

Ortalama bir internet sitesi incelemesinin uzunluğundan biraz uzun olduğunun farkındayım o yüzden kapanışta aynı şeyleri tekrar tekrar söylemeyeceğim. Zaten söylenecek de çok bir şey kalmadı. Müzikler bu defa Asylum’dan daha iyi ve oyunun kendisi gibi daha karanlık, gerek dövüş, gerek ara sahne gerek de diğer zamanlarda çalan müzikler Hans Zimmer’ı aratmıyor. Görsellik konusunda yaşadığımız ise yine bir şölen. Özellikle üstlerde bahsettiğim gibi, Rocksteady detaycılık konusunda rakipsiz olduğunu kanıtladı.

Gevezelik yapmayacağım dedim ama belirtmeden geçemeyeceğim bir şey var: Leadergamer.com.tr’de yazmaya başladığımdan beri yazdığım yazıları takip ediyorsanız ve incelemeyi okumadan aşağıdaki nota bakanlardansanız “Lan bu adamın notu da amma bol, her oynadığı oyuna oynadığım en iyi oyunlardan diyor” diyebilirsiniz, normaldir. Ama emin olun ki değilim. İnsanlar “GTA4 oyun tarihinin en iyi oyunu rererö” derken ben oyunu yerlere vurup durmuştum, “Brotherhood en iyi AC oyunu bak çoklu oyuncu da var rererö” derken de nerede AC2’deki duygusallık, hikaye anlatımı demiştim. Ama 2011’de çok şükür böyle dedirten bir oyun olmadı daha(tamam, belki LA Noire, o oyuna hiç ısınamadım). Kıymetini bilelim ki çok güzel bir yıldayız, oynadığım en iyi oyunlar listemin çehresini değiştirdim geçtiğimiz 10 ayda. Ve Arkham City de bu listeye en tepeden giriyor. Evet, üç yıl kadar önce aynısını The Dark Knight sinema salonlarını vurduğunda film listem için söylemiştim ve Nolan’ı ayakta alkışlamıştım. Arkham City’nin finalinde ise, gözlerim maruz kaldığı en etkileyici sahnelerden birinin etkisiyle dolmuş, ağzım bir karış açık, belki creditsten sonra da bir sahne falan vardır umuduyla gözümü ekrandan ayırmayarak Rocksteady’i alkışlıyorum. Bir de iki yıl öncesine kadar bu adamları tanımıyorduk biz, düşünün.

Tartışmasız yılın oyunu, zaten artık bundan da iyi bir oyun çıkarsa bu yıl bünyem dahasını çekemez herhalde.

+İki ayrı koldan gelişen muhteşem hikaye ve sunumu
+Yoğun deliler şehri atmosferi
+Catwoman olarak oynayabilmek
+Karakter çeşitliliği
+Tüm içeriğini bitirmek onlarca saat alır
+Daha da gelişmiş haliyle Arkham Asylum’un bilindik tüm artıları
-Two-Face’e adam gibi yer verilmemesi

*Hikaye: 10/10
*Atmosfer: 10/10
*Ses-Müzik: 10/10
*Oynanış: 10/10

SON NOT: 10.0

Ayrıca En yeni haberler için Facebook, Twitter ve Google Haberler üzerinden Leadergamer'ı takip edebilirsiniz.